Son 10 Yılda Yılın Oyunları

Son 10 Yılın En İyi Oyunları

2010

Yılın Oyunu: Mass Effect 2

Mass Effect için rahatlıkla video oyunlarının Star Wars’u demek mümkündür; bilimkurgu yönünden baktığımızda içerik kalitesi olarak Star Wars evreninden aşağı kalır yönü yoktur. Eğer Mass Effect’in sinema dilindeki karşılığı Star Wars’un orijinal üçlemesi ise, Mass Effect 2 de bir Empire Strikes Back’tir, serinin zirve noktasıdır.

Reaper tehdidi her zamankinden daha büyük boyutlara ulaşmış ve insan kolonileri yavaş yavaş ortadan kaybolmaya başlamış. Bu ‘kayboluş’ olaylarını aydınlatmaya çalışırken ilk oyundaki baş kötüler olan Geth’lerin yerini alan Collector ırkıyla tanışmak ve dudak uçuklatan hikayelerini öğrenmek Mass Effect 2’nin neden efsane olduğunun da bir kanıtı adeta. Hikayenin nasıl gelişeceğini sizin elinize bırakan ve verdiğiniz kararların geleceği değiştirmesine izin veren Mass Effect 2 kendinizi gerçekten de büyük bir yapbozun önemli bir parçası gibi hissedebildiğiniz ender oyunlardan biri. Özellikle sonlardaki İntihar Görevi, o göreve hazırlanırken yanımızda olmaya ikna ettiğimiz isimler ve verdiğimiz her bir kararın, yaptığımız her bir hareketin ağırlığını hücrelerimize kadar yaşadığımız o son… Mass Effect 2 işte böyle bir şaheser.

İkinci: Red Dead Redemption

Daha iyisi gelene kadar (ki bunun için yaklaşık 8 yıl beklememiz gerekecekti) oynayabileceğiniz en iyi western hikayelerinden biriydi Red Dead Redemption. Bizi John Marston gibi efsanevi bir karakter ve onun kendisi kadar efsanevi hikayesiyle tanıştırdığı için Rockstar’a teşekkür etmek lazım.

2011

Yılın Oyunu: The Elder Scrolls V: Skyrim

Açık dünya mı dediniz? Size açık dünya nasıl olur öğreteyim. Muhtemelen Bethesda Game Studios çalışanları bundan 8 yıl önce bu düşüncelerle geliştirmeye başladılar Skyrim’i ve gerçekten de video oyunları tarihinin en etkileyici açık dünya rol yapma oyunlarından biriyle karşımıza çıktılar. Bu oyun o kadar sevildi ki sayısız cihaza portlandı, yakında Casio saatler için de çıkacak herhalde esprileri yapıldı. Bundan yıllar önce bile 30 milyondan fazla sattığını açıklanan bir oyunun daha geniş kitlelere ulaşması için saatlere port edilmesi gerekiyorsa, varsın olsun. O insanın içine işleyen müzikleri, inanılmaz manzaraları, unutulmaz hikayeyi, kelimenin tam anlamıyla bir Tamriel efsanesini daha çok kişinin oynamasından daha güzel ne olabilir ki?

İkinci: Dark Souls

Bir türe ismini veren, kendisinden sonra pek çok oyuna ilham kaynağı olan, taklit edilen, oyun dünyasına damgasını vuran bir şaheser Dark Souls. Skyrim ile aynı yıl çıkmasının bir şanssızlık olmasını bir kenara bırakırsak, değeri de sanki çok geç anlaşıldı, ne dersiniz?

2012

Yılın Oyunu: Dishonored

2012 yılı aslında büyük çaplı oyunlar için orta halli yıllardandı. Diablo, Mass Effect, Max Payne, Far Cry gibi isim yapmış markaların 3. oyunları geldi. Kötü oyunlar değillerdi elbette, ama ilk oyunları kadar da etkileyemediler kitlelerini. Belki biraz da bu yüzden, bizlere yeni bir serinin kapısını aralayan, bizi Corvo ile tanıştıran Dishonored aradan sıyrılıp zirveye oturmayı başardı. Steampunk bir evrende, Britanya haritasına benzer bir coğrafyada geçen oyunumuz; Corvo’nun biricik aşkı, kraliçeyi kollarında ölürken bulduğumuz açılış sahnesiyle bizi büyük bir komployla mücadelenin ortasına atıveriyordu. Bir yandan silahlar, kılıçlar, oklar, öte yandan Corvo’nun doğaüstü güçleriyle alt ediyorduk düşmanlarımızı. Kimileri ortamlara bodoslama dalıp önüne kim gelirse haklamayı tercih etse de oyunun esas tadı gizlilikle ilerlemekteydi bence.

İkinci: Telltale’s The Walking Dead

Evet, başka örnekleri de bulunuyor. Evet, sonradan suyunu çıkarmış da olabilirler. Ama Telltale, ilk Walking Dead sezonuyla güzel bir işe imza atmış, kalbimizde ince bir sızı bırakmayı başarmıştı.

2013

Yılın Oyunu: GTA V

Bir oyun çıkışının üzerinden 6 yıl geçmesine rağmen bugün halen deliler gibi oynanıyor, halen yeni çıkan pek çok oyundan daha fazla satmayı başarıyorsa, üzerine çok da fazla konuşmaya gerek yoktur herhalde. Rockstar, açık dünya oyunlardaki ustalığını burada da konuşturmuştu ve bizleri Los Santos sokaklarında suç dolu bir maceranın ortasına bırakmıştı. Serinin (şimdilik) son üyesi olan GTA V, yanına GTA Online’ı da ekleyerek halen milyonları peşinden sürüklemeyi başarıyor. Altın yumurtlayan tavuğu kesmek istemediklerinden olsa gerek, yıllardır beklenen GTA 6 duyurusu halen gelmek bilmiyor :)

İkinci: The Last of Us

Dramatik hikâye anlatımında bir mihenk taşıdır The Last of Us; daha açılış sekansında bizleri yüreğimizden vurmayı, boğazımıza bir yumru oturtmayı başarmıştı. İşte o açılış sahnesinden son ana kadar bizleri bir yandan gerilim yüklü bir yandan da duygu yoğunluğu yüksek bir maceranın parçası haline getirmeyi başarmıştı, rakibi GTA V olmasaydı keşke!

2014

Yılın Oyunu: Dragon Age: Inquisition

İkinci Dragon Age oyunu ilkinin mirasını yeterince iyi taşıyamamak eleştirilerine maruz kalınca Bioware’in önünde fazla da bir tercih bulunmuyordu. Yine öze dönecek, oyunculara kendini sevdirmeyi başardığı tarzda (KoTOR, Mass Effect) bir deneyim sunacaktı. İşte Inquisition ile yaptığı da bir anlamda buydu. Evet, ikinci oyundan da aldıkları vardı, ama ilkine daha yakın bir devam oyunu olmayı başarmıştı. Hikayesinde klişe yanlar bulunsa da sonuçta karakterleriyle, oyun dünyasıyla ve dönemin sevilen çeşitli oyunlarından mülhem özellikleri bir potada eritmesiyle kendinden söz ettirmeyi başardı. Yılın oyunu olacak kadar da iyi miydi derseniz, 2014’ün çorak topraklarında fazla da rakip çıkmadığını belirtmek gerek.

İkinci: Destiny

Çıkışında belki pek etkili olamadı, en azından reklam kampanyası ile yakaladığı rüzgârın hakkını tam olarak verdiğini söylemek zor. Ama sonrasında toparlanarak oyun dünyasında önemli bir yer edinmeyi, artık benzerleri yapılan bir oyun olmayı, bir tür tanımlamayı başardı.

2015

Yılın Oyunu: The Witcher 3: Wild Hunt

Bir oyunun çıktığı yıl ‘yılın oyunu’ seçilmesi farklı bir şey, o oyunun tüm zamanların en iyi oyunlarından biri, hatta bir çoklarına göre en iyisi olması çok farklı bir şey. The Witcher 3: Wild Hunt elini attığı her şeyi neredeyse kusursuza yakın biçimde oyuncuya sunan bir başyapıt. Birbirine benzemeyen yan görevleri, inanılmaz görselliği, hafızalardan çıkmayan müzikleri, CD Projekt RED’in oyuncuları sıradan DLC paketleriyle sömüren stüdyolara tokat niteliğindeki cevabı olan genişleme paketleriyle, Geralt’ıyla, Yennefer’iyle, Triss’iyle, Ciri’siyle eşsiz bir ziyafet.

İkinci: Bloodborne

Nedir bu From Software’in şanssızlığı? Tüm zamanların en iyi oyunlarından ikisini geliştir, biri Skyrim’e, biri The Witcher 3’e çarpılsın. Yine de çoğu kişi için gönüllerin şampiyonudur Bloodborne, bir tasarım şaheseridir.

2016

Yılın Oyunu: Uncharted 4

Uncharted serisi başlangıçta “konsol Tomb Raider’ı” gibi başlasa da yolculuğuna, sonunda PlayStation’ın önemli markalarından birisi haline geldi. Görsel yönden de, siper-çatışma mekanikleriyle de, platform öğeleriyle de, içimizdeki Indiana Jones’u açığa çıkarmamıza imkan veren hikayesiyle de takdirlerimizi kazandı. Serinin dördüncü oyunuyla kahramanımız Nathan Drake’in emekliliğe ayrılması da bu oyunu bizler adına özel kılan yanlardan birisiydi. Önümüzdeki oyunlarda ‘akıl hocası’ olarak karşımıza çıkar mı çıkmaz mı bilinmez, biz yine bir türlü gelmek bilmeyen filmini beklemeye devam edelim :)

İkinci: Overwatch

Battle Royale furyası ortalığı kasıp kavururken takım tabanlı online mücadele konusunda sağlam bir iş çıkartarak tutunmayı başardı. Metası kuvvetli, kahramanları ‘karakteristik özellikler’ sunan, etkinlikleriyle sürekli canlı tutulan ve benzerleri için örnek olmayı başaran Overwatch, önümüzdeki dönemde de 2. perdesiyle karşımıza çıkacak.

2017

Yılın Oyunu: Divinity: Original Sin 2

Divinity: Original Sin harika bir oyundu, Larian Studios CRPG türüne yeni bir hayat öpücüğü vermişti adeta. Ancak yine de ilk oyundan sadece 3 yıl sonra unutulmaz bir şaheserle karşımıza çıkabileceklerini kimse beklemiyordu. Olan tam olarak da buydu, Larian ilk oyunun kat be kat ötesine geçen bir oyun, bir CRPG klasiği, bir başyapıt yaratmayı başarmıştı. En uç noktada rol yapma özgürlüğü sunan oyunlardan biri olan D:OS 2 hikayeyi dilediğiniz gibi şekillendirmenize izin veren, beyninizi zorlayıcı sıra tabanlı taktik strateji savaşları sunan, sincabından faresine, yengecinden tavuğuna kadar tüm hayvanların bile tek tek seslendirildiği, içinde bulunduğunuz durumlardan farklı farklı yollar kullanarak çıkabildiğiniz, rahatlıkla yüzlerce saatlik oyun içeriği sunan ve bunu sizi 1 dakika bile sıkmadan başarabilen bir oyundu. Bu yüzden de sayısız GOTY ödülünü müzesine götürdü zaten.

İkinci: The Legend of Zelda: Breath of the Wild

Switch sahipleri (hadi WiiU’yu da katalım) Breath of the Wild gibi tüm zamanların en iyi açık dünya oyunlarından birini oynayabildikleri için çok şanslılar. BoTW için boşuna Switch sattıran oyun demiyorlar.

2018

Yılın Oyunu: God of War

Seri hale gelen oyunların önünde bazen iki seçenek olur; ya güvenli sularda yüzeyim dersiniz ve oyuncuların “aynı oyunu tekrar tekrar satıyorlar” eleştirilerini göğüslemek durumunda kalırsınız ya da seriyi yenileyecek bir hamle yapıp risk alırsınız. GoW ikinci yolu tercih etti ve bunu o kadar başarılı bir şekilde yaptı ki, herkesin takdirini kazandı. Cory Barlog’un oyun yönetmenliğinde yeni bir çıta belirlediği yapımdır bence. Baştan sona tek kamera çekimle sunduğu sinematik tecrübe, bir baba figürü olarak Kratos, muhtemelen serinin devamında merkezi bir konuma yükselecek olan Atreus, Kratos’un ikonik zincirlerinin boşluğunu hiç hissettirmeyen, aksine son yıllardaki en akılda kalıcı silahı olmayı başaran Leviathan, Nors Mitolojisi ve daha pek çok özelliğiyle zihinlerimize kazınacak anılar hediye etti. Devamını dört gözle beklememize yetecek malzeme sunuyor, bakalım sıradaki oyunuyla da oyun severleri kendinden geçirmeyi başarabilecek mi.

İkinci: Red Dead Redemption 2

Benim için öyle denk bir mücadele idi ki GoW ile RDR 2’nin yılın oyunu mücadelesi, halen birisini seçtiğimde diğerine haksızlık ettiğimi düşünürüm. Bizleri Vahşi Batı’da yaşadığımıza sonuna kadar inandıran, oyun dünyasına Arthur Morgan gibi esaslı bir karakteri kazandıran ve muhtemelen bundan 10 sene sonra da halen kendisinden bahsettirmeyi başaracak olan bir oyun oldu.

2019

Yılın Oyunu: Disco Elysium

Bir bağımsız oyunun, hele ki bir stüdyonun ilk çıkış oyununun Yılın Oyunu olması pek de rastlanan bir şey değil; ancak Disco Elysium oynayan veya hakkında yeterli bilgiye sahip olan herkesin bu oyunu öve öve bitirememesi boşa değil. Disco Elysium rol yapma oyunları dünyasına öyle taze bir soluk getirdi ki daha şimdiden devam oyunlarının hayaliyle yanıp tutuşmaya başladık.

Alkolik, pejmürde, hayata küsmüş, işine küsmüş, dağılmış durumdaki bir dedektif; ne yaptığının, kim olduğunun ayırdında bile değil, o kadar küfelik olmuş. Ama ortada çözülmesi gereken bir cinayet ve ona bu davada yardımcı olmaya çalışan Kim Kitsuragi var. Ve oyuna başladığınız o ilk dakikadan itibaren sizinle konuşan, yönlendirmeye, kandırmaya, küçük düşürmeye, cesaretlendirmeye, dalga geçmeye, akıllandırmaya, içkiye yönlendirmeye, otoritenizi hatırlatmaya çalışan beyniniz…

Disco Elysium için rahatlıkla başyapıt kelimesini kullanmak mümkün, bize milyonlarca kelime eşliğinde anlattığı hikaye de, bu hikayeyi uygulama şekli de, bizi tamamen (ama tamamen) özgür bırakan rol yapma yapısı da bu kelimeyi sonuna kadar hak ediyor.

İkinci: Death Stranding

Bu oyunu yıllar boyunca bekledik durduk (en azından benim adıma durum bu) Sonuçta ne oldu? Karşımıza çıka çıka bir kargoculuk simülasyonu çıktı :) İşin şakası bir yana, bütün o beklenti yükselten açıklamaları, Kojima’nın egosunun mikrofonu eline alıp yaptığı konuşmaları bir kenara bırakmak lazım. Bu oyun önemli mesajları, bir şeyler anlatma derdi olan oyunlardan. Ama özetleyecek olursak bu oyun hakkında bilmeniz gereken tek şey Bir Hideo Kojima Oyunu olduğu.

Facebook'ta Paylaş (74) Beğen Twitter'da Paylaş


Bu yazıya yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol! Yorum yapmak için giriş yapın.

SouLSociety